بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا تَسْعَىٰ ١٥

Çünkü o saat şübhesiz gelecekdir. Ben onu (n vaktini) hemen açıklayacağım geliyor ki herkes neye çalışıyorsa kendisine onunla mukaabele edilmiş olsun.

– Hasan Basri Çantay

فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَن لَّا يُؤْمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرْدَىٰ ١٦

Binâen'aleyh ona inanmaz ve hevâ (ve heves) ine uyar kimseler sakın seni bundan alıkoymasın (lar). Sonra helak olursun.

– Hasan Basri Çantay

وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَٰمُوسَىٰ ١٧

Musa, o sağ elindeki ne?

– Hasan Basri Çantay

قَالَ هِىَ عَصَاىَ أَتَوَكَّؤُاْ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِى وَلِىَ فِيهَا مَـَٔارِبُ أُخْرَىٰ ١٨

(Musa) dedi: «O, benim asamdır. Ona dayanırım. Onunla davarlarıma yaprak silkerim. Onda bana mahsus başkaca haacetler de vardır».

– Hasan Basri Çantay

قَالَ أَلْقِهَا يَٰمُوسَىٰ ١٩

Buyurdu: «Musa, onu (elinden) bırak».

– Hasan Basri Çantay

فَأَلْقَىٰهَا فَإِذَا هِىَ حَيَّةٌ تَسْعَىٰ ٢٠

O da bunu bırakdı. Bir de ne görsün: Koşub duran bir yılan (olmuş) dur o!

– Hasan Basri Çantay

قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْۖ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا ٱلْأُولَىٰ ٢١

Buyurdu: «Tut onu, korkma. Biz onu yine evvelki şekline çevireceğiz».

– Hasan Basri Çantay

وَٱضْمُمْ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخْرَىٰ ٢٢

«Bir de elini koynuna sok da, diğer bir mu'cize olmak üzere, o, ayıbsız ve bembeyaz bir halde çıkıversin».

– Hasan Basri Çantay

لِنُرِيَكَ مِنْ ءَايَٰتِنَا ٱلْكُبْرَى ٢٣

«Tâki sana en büyük âyetlerimizden (birini daha) gösterelim».

– Hasan Basri Çantay

ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ٢٤

«Fir'avna git. Çünkü o, hakıykaten azdı».

– Hasan Basri Çantay

قَالَ رَبِّ ٱشْرَحْ لِى صَدْرِى ٢٥

(Musa) dedi: «Rabbim, benim göğsüme genişlik ver».

– Hasan Basri Çantay

AYARLAR
Okuyucu